Köprüden Önce Son Çıkış

Köprüden Önce Son Çıkış

"Sabah erken, hava karanlık
Her gün aynı şey!”

Yaptıkları meslek ne olursa olsun herkesin yaşadığı o karanlık sabahları anlatan Köprüden Önce Son Çıkış, hayata devam edebilmenin yollarını arayan ev arkadaşı üç genç kadının mücadelesini anlatıyor.
Toplumsal yargılardan ve bu yargıların getirdiği korkularımızdan arınmamız mümkün mü? sorusunun yanıtını arayan oyun Ga Kolektif tarafından üretilmiştir.

Devam
Jüpiter

Jüpiter

“Jüpiter”, aynı evi satın almak isteyen üç kadının, boş bir evin eşiğinde karşılaşmasıyla başlar. Bu rastlantı, onların hem kendileriyle hem de birbirleriyle yüzleştiği bir dönüşüm yolculuğuna dönüşür. Başta rekabet gibi görünen bu karşılaşma, zamanla birbirine tanıklık eden, alan açan kadınların ortak hikâyesine evrilir.

Ev, giderek bir kadının değil, birçok kadının sesini, hikâyesini ve mirasını taşıyan simgesel bir mekâna dönüşür. Zaman eğilir, mekân çözülür; kadınlar birbirlerinin cümlelerinde büyür, birbirlerinin nefesinde yeniden doğar. Ev konuşur, duvarlar tanıklık yapar. Perde kapanmaz . Çünkü bu hikâyede sahne, izleyicinin içindedir.

“Jüpiter”, yalnızca bir mekânda değil, zaman ve mekânın ötesinde var olur. Kadınların kendi dünyalarını kurma cesaretine, kendi dillerini yaratma arayışına ve birbirine tanıklık etme gücüne bir övgüdür.

Gezegen Jüpiter, dilin ve kırılganlığın sınırlarını esnetip bizi birbirimize bağlayan bir metafor olarak yer alır.

Karakterlere isim verilmez; çünkü “Jüpiter”, her kadının hikâyesinde yankılanan ortak bir sesi arar. Bu, empatiye, içe bakışa ve paylaşılan bir dönüşüme davettir.

Devam
Kalabalık Sofra

Kalabalık Sofra

Kalabalık Sofra, giderek yalnızlaştığımız bir dünyada aidiyete duyduğumuz ihtiyaç ve birlikte olma arzumuz üzerine bir araştırma.

Bir masa etrafında altı kişi.
Masayı kuruyorlar, dağılıyor.
Yeniden kuruyorlar, dağıtılıyor.
Bir kez daha kuruyorlar, dağıtıyorlar.

Yine de bir masanın etrafında, altı kişi, devam ediyor.
Bir arada olmanın kırılgan ama ısrarcı ihtimaliyle.

Devam
Leziz

Leziz

Ev: Dünyaya karşı savunma hattıdır. Bu savunma hattı dört duvar, bir çatı, birbirine aşık iki kadın ve iflah olmayan bir bitkiden oluşur.

Basit bir sızıntı duvarları çürütebilir, bitkiyi soldurabilir, aynı evde yaşayan ve birbirine tutunan iki kadının arasında uçurumlar yaratabilir. Bir gün ev sahibi üst kata taşınır. Evin duvarlarının arasındaki sızıntı gittikçe büyür, çürüyen duvarlar arasında problemler artık göz ardı edilemez hale gelir.

Devam
Nora 2

Nora 2

Oyun, Henrik Ibsen’in ünlü oyunu Nora (Bir Bebek Evi)‘nın devamı olarak Amerikalı oyun yazarı Lucas Hnath tarafından 2017 yılında yazılmıştır.

Ibsen’in metninin finalinde Nora, kocasını ve üç çocuğunu geride bırakarak evini terk eder. Lucas Hnath oyunu yazmaya başlarken aklında iki fikir olduğunu söylüyor: Birincisi bir kapı çalacak (Bu kapı, Nora’nın 15 yıl önce çıkıp gittiği evin kapısıdır.), ikincisi Torvald (Bu erkek, Nora’nın 15 yıl önce terk ettiği kocasıdır.) ve Nora, Ibsen’in metninde yapmadıkları şeyi, gerçek bir tartışmayı (yazarın deyişiyle ‘boka batmak’) yapacaklar. Dolayısıyla bir kapı çalınır, Anne Marie (Bu kadın, Nora’yı da, Nora gidince Nora’nın üç çocuğunu da büyüten kadındır.) kapıyı açar, gelen Nora’dır; tam 15 yıldır kendisinden hiç bir haber alınamayan, öldü zannedilen Nora. Ve oyun başlar.

Devam
Bay Samir

Bay Samir

“Asil bir yaşam mücadele ile geçer. Rezil bir yaşam ise daha çok mücadele ile geçer.”
Hayatla mücadele etmekten yorulmuş olan Bay Samir; bir iş çıkışı her akşam yürüdüğü yolun yabancılaştığını fark eder. Bu yol üzerinde bulunan ve sürekli seyrettiği tuhafiye dükkânı yıkılmıştır. Vitrininde yıllardır duran çirkin plastik manken ise ortadan kaybolmuş, Bay Samir’in anılarıyla birlikte huzurunun kırıntılarını da yanında götürmüştür.
Lodoslu bir akşam, Bay Samir’in Taksim ile Şişli arasındaki spiritüel yolculuğu böyle başlar. Yollar, kaldırımlar, kuşlar ve yalanlar üstüne bir hikâye…

Devam
Tevafuk

Tevafuk

“Hikaye Ne?”
Aynı yaşlarda, fakat farklı toplumsal sınıflardan gelen iki genç adam… Biri muhafazakâr bir ailenin tek oğlu. Diğeri bir eskort. Yolları bir otel odasında kesişiyor. Başta her şey imkânsız görünüyor: Para çok gerçek, çok somut, çok güçlü… Aşk, fazla kırılgan. Soyut. Sanki biraz da yalan dolan bir duygu…

Yine de bir şey oluyor: Sınıfsal çatışmanın büyük sahnesi, yerini küçük oyunların oynandığı başka bir sahneye bırakıyor. Bu küçük sahnede aşk, sanki, bir ihtimal gibi görünüyor. Sanki oyuna gerçekten inanıp teslim olsalar, her şey değişecek… Oyun, gerçeğe dönüşecek.

Oyun, ‘gerçeğe’ dönüşüyor.

Her şey, bir otel odasında başlıyor ve bitiyor.

“Niye izleyelim?”
Oyun, duygu tayfına sahip çıkarak, melodram geleneğini politize ediyor (gibi). Toplumsal sınıfların sert gerçekliğini, ‘oyunla’ kırmanın yollarını araştırıyor (olabilir). Bunu da oyun içinde oyun biçimini, kendine özgü bir teknik kullanarak yapıyor (detay vermeyelim). Eğlenceli (bazen). Komik (nadiren). Ağır (hımmm). Finalde, her şeye rağmen, aşka inanmadan inanmanın bir yolunu buluyor (bizce).

“Alıntı yok mu?”
- Hadi onu sevdin, bi şekilde yürüdü. İnsan tek kendi mi hacı? Cins cins arkadaşları olacak tasarımcı ibnenin! Evindeki masanın bacağına, masandaki tabağın kıçına takacaklar! Sen tek misin sonra? Yok mu hiç eşin dostun? Aldın kendi ortamına soktun bebeyi! Bu sefer de o darlanmayacak mı?
- Biz yeteriz birbirimize.
- He hacı he, yetersiniz.
- Yeteriz.
- Kolunu iki dakka göğsüne atsa, ağırlığından soluk alamazsın. Taş gibi ezer yükü. Nereye yetiyonuz?!

Devam
dünyanın en mutlu insanı

dünyanın en mutlu insanı

Geçmişle güreş içindeyim. Eski yazdıklarımı okuyorum. Bir cümle gözüme çarpıyor. “Ben dünyanın en mutlu insanıyım”. Birkaç dakika kıpırdamadan duruyorum. Düşünüyorum. Hayır mutlu değilim. Tüm çabalarımın sonucunda niye mutlu değilim diye soruyorum. Görüyorum ki bu benimle ilgili bir durum değil. Var olan düzen öyle bir yerde ki bizim mutlu olmamamız için bir çaba içinde sanki. Madem diyorum böyle bir canavar var karşımda, onların karşısına en büyük silahımla çıkıyorum; varoluşumla. Ve kendimi dünyanın en mutlu insanı ilan ediyorum.

Bu oyunun metni ilk olarak, Civil Production’ın, Birileri.xyz ve Friedrich Naumann Foundation’ın işbirliğiyle İnsan Hakları Bildirgesi’nden hareketle “emek” teması kapsamında kısa oyun biçiminde yazılmıştır.

iyi ki varlar!
İlker Aksu, BahçeGalata, Ufuk Fakıoğlu, kargART, Murat Mrt Seçkin, Turan Tayar, Tütün Deposu, Mizgin Özel, Meltem Doğan, Kadir Özer, Aslı Çelikel, Ceyda Cihan, Güray Doğru, Kadir Has Üniversitesi, Emir Barın, Barın Han, Gülşen Yenice, Misket Şarap Evi, Yiğit Kale, Arda Özkaya, Onur Nevşehir, Şükrü Kibar, Kamucan Yalçın, İrem Gökçe Yaver, Ezgi Vargil

Devam
Tam Şuramda Duruyor

Tam Şuramda Duruyor

Belirsiz bir gelecek
Distopik bir dünya
Kaotik bir atmosfer

Pitkar adası’nda aşk acısı yaşayan bir Noel Baba veya ani bir ölüm haberiyle sarsılan Fotoğrafçı veya bir kediyi paylaşamayan iki kadın. Hangisinin daha çok canı yanar? Bu distopik kara komedi oyununda, haklıyla haksızın sürekli yer değiştirdiğine, yargı ve önyargılarımızın bizi sürekli sarstığına şahit olacaksınız.
Kocaman olayların, büyük devasa dertlerin gölgesinde sıkışan insanların küçük duyguları yaşama ısrarının hikayesi. Tam şuranızda duracak bir oyun.

‘Evet, ben tam da bunun için yaşıyorum'

Devam
Herkes Yolunda

Herkes Yolunda

Herkes Yolunda, yakın çevresindeki insanların aksine “Gitme” yi henüz hiç deneyimlememiş genç bir kadının, gitmeye cesaret edişini anlatmaktadır. Karakter, seyirciyle birlikte önce odanın dışından sokağa, sokaktan ormana, denize ve en son bozkıra varan masalsı bir yolculuğa çıkmaktadır. Genç kadın, gitme ve değişme cesaretini kıran toplumsal düzene, ikili ilişkilere, aile yapısına ve büyükşehir yaşantısına karşı dürtüsel tepkiler vermek yerine, kendine özgü alaycı üslubuyla bunları sorgular ve tüm bu olgularla baş etme mücadelesi verir.
Herkes Yolunda, tiyatro, dans ve performans alanında çeşitli projelerde yer alan ve kendi projelerini de üreten sanatçının yazıp yönettiği ve aynı zamanda oynadığı ilk oyundur. Özgün ses tasarımının ve oyuncu bedeninin fiziksel sınırlarını araştırmaya yönelik düzenlenen hareketlerin merkezde olduğu bir hikâye anlatıcılığı biçimi kullanılarak oyunun masalsı dünyası kurulmaktadır. Oyuncunun, hareket ritmi, zaman, mekân ve seyirci ile kurduğu ilişki sahnede, karaktere özgü olan “oyunsu” tavrı yaratmaktadır. Karakterin; kent, sokak ve kadın-erkek ilişkilerine dair meseleleri ile kurduğu ilişki direkt, alaycı ve sorgulayıcı bir tavır üzerinden gerçekleşmektedir.

*Sanatçı, Sevgi Soysal’ın Tutkulu Perçem ve Tezer Özlü’nün Yeniden Akdeniz adlı öykülerinden ilham alarak yola çıkmıştır.

“Herkes gitti.
Gidenlerin dikenleri ile kalakaldım burada.
Şimdi kim çıkaracak bu dikenleri?
Bozkıra gideceğim. Annem bekliyor beni. O, çıkarır dikenlerimi.
Yetişmem lazım…
Yola çıkmam lazım…
Çok geç kaldım.”

“Şu an gündüz mü yoksa gece mi?
Tam bu an için ne diyorduk? Gecenin gündüze dönmeye yakın o anı…
Gece bile gündüze dönüyorken, neden kimse bana… Şşhh!
Sözcükler olmadan anlatmanın bir yolunu arıyorum. Tam şu an.
Düşüncemi izleyebiliyor musunuz?”

------------

"Oyunun 1.30 dakikalık bölümünde fotosensitif epilepsiyi tetikleyebilecek ışık kaynağı kullanılmaktadır."

Devam
Kolinizm

Kolinizm

Kolinizm, modern insanın “normal” olma baskısı altında ezilen zihnini, tek bir adam ve sıradan bir koli üzerinden anlatan sert, komik ve sarsıcı bir tek kişilik performans. Genç yetişkinlik döneminin karmaşasında yolunu bulmaya çalışan bir gencin hikâyesi üzerinden; hayatın yükleri, toplumsal ve kültürel beklentiler ile bireysel mücadeleler arasında sıkışmış bir zihnin iç sesi sahneye taşınır. Toplumun erkeklik, başarı, güç ve sessizlik beklentileriyle boğuşan bir karakter; mizah, öfke ve kırılganlık arasında gidip gelen bir iç hesaplaşmaya seyirciyi davet eder.
Z kuşağının belirsizlik, hız ve sürekli beklenti arasında büyüyen ruh hâlinin de izlerini taşıyan bu hikâye; tanı konulamayan sıkıntıların, yarım kalmışlıkların ve bastırılmış duyguların sahnedeki karşılığıdır: bir insan ve onun kolisi.
Bu oyun yalnızca yaşananları değil, yaşanamayanları; ertelenen, biriktirilen ve içe atılan her şeyi anlatır.

Devam
Yakınlar Bana Memo Der

Yakınlar Bana Memo Der

İstanbul’un kenar bir mahallesinde, küçük bir gecekonduda yaşayan Memo’nun dünyasına konuk oluyoruz. Henüz çocuk ama yükü ağır; sessiz bir anne, baskın bir babaanne, kaybolan bir baba ve hayallerine sığınan bir kalp... Memo, kendi kömürlüğünü bir “sığınak”, hatta bir “düş ülkesi” haline getiriyor. Ailesi, mahalle, okul, medrese ve büyümek zorunda kalmanın sancısı arasında gidip gelen bir çocuğun iç sesiyle yüzleşiyoruz.

“Yakınlar Bana Memo Der” bir büyüme hikayesi; mizah ile hüznün iç içe geçtiği, toplumsal gerçekliğin içinden süzülen samimi bir anlatı. Memo’nun çocuk gözlerinden görülen bu dünya, seyirciyi hem güldürüyor hem derinden sarsıyor.

Bazen saklandığın yer, seni görünür kılar...

Devam
Jaz

Jaz

Fransızca yazan en önemli çağdaş yazarlardan biri olan Koffi Kwahulé’nin Jaz
metni bir oyun olarak yazılsa da aslında bir müzik partisyonu. Yazı dilini jazz
müziği estetiği üzerine kuran Kwahulé, bir hikayeden çok bir titreşim, bir ritm
sunar. Sessizlikler, patlamalar, tekrarlar, doğaçlamalar onun dramaturji
yöntemidir. Seyirciye anlatı sunmaz; bir ses alanına sokar.

Konser-tiyatro formatında olan Jaz’da, travmanın, sessizliğin, direncin,
utancın, parçalanmanın ritmi sahneye taşınıyor. Hikaye dramatik gerçekçilikle
değil, müzikle kuruluyor. Failin diliyle, kurbanın dili iç içe geçiyor, metin bir
spiral gibi her tekrarda biraz daha derine iniyor. Bir anlatıdan öte bir
hesaplaşma olan Jaz’da, beden, ses ve ritm ile kendisi bir enstrumana
dönüşen Firdes Üçlertoprağı sahnede bir karakter değil, bir frekans yaratıyor,
travmanın titreşimini sahneye taşıyor. Bizden başka kimsenin duyamayacağı,
ancak gözlerimizi kapatınca duyabileceğimiz kendi adımızı bize hatırlatıyor.

Devam
Hiçbiri Bizim Suçumuz Değil

Hiçbiri Bizim Suçumuz Değil

Zeynep büyük şehirde hayatta kalmaya çalışan genç bir edebiyat öğretmenidir. Bir akşam kendini bir sahnede, seyircilerin karşısında bulur ama oraya nasıl geldiğini hatırlamamaktır. Kafası karışıktır. Dönmesi gereken bir yer vardır ama oradan çıkamaz. Bulunduğu o sahnede geçen bir saat içerisinde hayatıyla ilgili tüm ‘gerçek’ler ortaya dökülür. 'Gerçek'ler ve yanılsamalar arasında verdiği mücadele, Zeynep’i, hayatını sonsuza dek değiştirecek karanlık bir yola sürükler. Seçim ‘gerçek’ten kimindir?

Devam
Ada Kasabası

Ada Kasabası

Kate, Sam ve Pete küçük bir kasabada sıkışmışlardır. Sam küçük kardeşiyle yeni bir hayat kurmaya çabalarken Pete’in tek amacı baba olmaktır. Kate ise sadece ufkun arkasında ne olduğunu merak eder. Fırsat ve umudun giderek tükendiği, vakit geçirmek için yapacak tek şeyin içmek olduğu bir kasaba.

Devam
Şakkadanak

Şakkadanak

“Okulu bitir, işe gir, evlen, çocuk yap. Bu mu mutlu hayat döngüsü?”
Nazan ile Mehmet’in sıradan hayatları bir düğün davetinin gelmesi ile beklenmedik bir yola girer…
Toplumsal baskılar, ailevi beklentiler, kişisel arzular ve seçim yapmanın neredeyse imkânsız hale geldiği modern hayatın zorlukları üzerine bir anlatı olan Şakkadanak; “hayatta kalma mücadelesi”ni özellikle kadın üzerinden farklı bir bakış açısıyla yeniden tanımlıyor.
Şakkadanak ile hem kendinizin hem de etrafınızdaki insanların aldığı tüm kararları yeniden sorgulayacak, belki de kişisel yüzleşmeniz için kendi yolculuğunuza çıkacaksınız…

Devam
Yıldız

Yıldız

Yıldız. Beş kişilik bir ailede yaşayan bir muhabbet kuşu. Limonlu salatalığı, Bilge’yle tuvalette kitap okumayı, Serap’ın Hamdi’ye bağırmasını, Ela ağlayınca omzuna konmayı ve Ece’nin mor ayakkabılarının içine saklanmayı çok seviyor. Bir gün evden kaçtı. Bu bir çırpıda keşfedilemeyecek kadar geniş dünyadan bir sürü şey öğrendi. Buna büyümek deniyormuş meğer. Bir de şimdi gelmiş hepsini bize anlatıyor. Bir parka tünemiş, gelene geçene sesleniyor.

“Kaybolmak için mi gittin, bulunmak için mi?
Bulmak için.
Ama nereyi, bilmiyorum.”
Mutlu insanlar nerede yaşar? Peki mutlu kuşlar nerede yaşar? Mutlu bir Yıldız nerede yaşar?

Devam
Tarantula

Tarantula

O gün… Of! Çok sıcak bir gündü. Çöl sıcağı gibi. Bir uyandım – Güneş! Kan ter içinde kalmışım. Saat daha sekiz! Onunla buluşmama üç saat var. Michael!”
Okulunda düzenlenen yardım etkinliğinde Micheal’la tanışan Toni, görür görmez ona aşık olur. Aynı gün telefonlaşırlar ve tam 2 saat 13 dakika telefonla konuşurlar. Çoğu filmden uzun! Fakat hemen ertesi gün çıktıkları randevuları, sokak ortasında uğradıkları ani bir saldırıyla yarım kalır.
Tarantula, bir şiddet anının ardından iyileşmenin yolunu arayan genç bir kadının hikayesi. Travmanın bedende ve hafızada bıraktığı hasarla baş başa kalan Toni için dışarıdan her şey yolunda gidiyor gibi görünür. Zihni ise aynısını söylemez. Dolandığı örümcek ağından kurtulması sandığı kadar kolay değildir.
Oyun seyirciyi şu soruyla baş başa bırakır:
Şiddet ve travmanın ardından iyileştiren nedir? Hatırlamak mı yoksa inkar ederek unutmaya çalışmak mı?

Devam
Ceviz Ağacı

Ceviz Ağacı

Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü. Gençliğimizin baharındaydık, muhtemelen son baharındaydık. Önümüzde fırsatlar vardı, bütün köşeler çoktan kapıldı. Müjdeler havada uçuşuyordu, kara haber tez duyuluyordu. İşte böyle bir zamanda Arif ve Ferdi İstanbul’a geldi. Hiç kimse bunu fark etmedi. Ağzı yok dili yok ama İstanbul “Bir siz eksiktiniz” dedi. Yaşamanın bile zor olduğu bir şehirde üretmek mümkün mü peki?

Devam
Masal ve Ötesi

Masal ve Ötesi

Masallar sadece anlatılan hikâyeler değildir.
Onlar, yüzyıllardır insanlara rehberlik eden, iç dünyamızın kapılarını usulca aralayan kadim anlatılardır.
Her masalda karşımıza çıkan herkes ve her şey bir semboldür.
Kahramanlar, yollar, karanlık ormanlar…
Hepsi aslında kendimizi keşfetmemiz için bize fısıldar.
Masal ve Ötesi, 13 yıllık derin bir araştırmanın eseri; yetişkinleri masalların büyülü ve gizemli dünyasında yalnızca dinlemek değil, yaşamaya da davet eden interaktif, tek kişilik bir anlatı deneyimidir.
Yirmi yılı aşkın süredir atölyeler veren ve anlatıcılık sanatını ustalıkla icra eden M. Elif Öney, sizi masalın görünmeyen, sihirli yüzüne doğru eşsiz bir yolculuğa çağırıyor.
Bu deneyimden çıktığınızda, yaşadıklarınızı kelimelere dökmek zor olabilir.
Ama hissedeceksiniz...
Bir sihrin dokunuşunu,
Sanki uzun zaman önce kapanmış bir kapının yeniden aralandığını,
Ve unutulmuş bir masalın fısıltısını...
Hayatın karmaşasından sıyrılıp, kendinizle buluşmak, derinlere yol almak için bu büyülü kapıdan geçin.

Devam
Taksim'e Kadar

Taksim'e Kadar

Taksim’e Kadar oyunu her karakteri farklı bir yazarın kaleme alıp Zelal Buldan’ın birleştirmesiyle ortaya çıkmıştır. Tıpkı gerçek bir dolmuş yolculuğunda yanımızdaki yolcuların hikayesini bilmediğimiz gibi, yazarlar da kendi karakterlerini yazarken diğer yolcuların öykülerinden habersiz yazmıştır.

Yağmurlu bir İstanbul sabahında Bakırköy’den Taksim’e giden bir dolmuşun içinde, farklı yaş, sınıf ve arka planlara sahip altı yolcu ve bir şoför bir araya gelir. Her biri kendi derdiyle, iç sesiyle, hayalleriyle, pişmanlıklarıyla dolu bir yolculuğa çıkar. Zamanla dolmuş bir nevi itiraf kutusuna dönüşür; aşk acıları, hayal kırıklıkları, ölüm korkuları, aile baskıları ve kişisel çıkmazlar sırayla dile dökülür. Hikâye, karakterlerin birbiriyle doğrudan iletişime çok az geçtiği ama birbirlerini gözlemledikleri, iç dünyalarını açtıkları bir anlatım örgüsü sunar. Tüm karakterler hem kendi içinde hem de toplumla olan ilişkilerinde bir yolculuktadır.

Devam
Nataşa

Nataşa

Cuma öğle namazı vakti ölü bulunan Nataşa…
Mahallenin resmi olmayan dedikodu maskotu.

Aykırı kuaför Peru, ne yaşadığı yere tam ait olabildi,
ne de o mahalle Peru’yu kendine benzetebildi.
Sevgililer, şarkılar, unutamadığı koca…
Hayat bir şekilde akıp gidiyordu.

Ta ki Nataşa’nın sessiz gidişi,
mahalleyi on kat daha gürültülü bir yere çevirene kadar.

“Nataşa ve Peru”
Bir kadının yasla, yalnızlıkla ve mahalle dedikodularıyla mücadelesi.
Ve bir kaybın, bütün mahalleyi birbirine katma hikâyesi.

Devam
Şafakta Buluş Benimle

Şafakta Buluş Benimle

Robyn ve Helen bir tekne kazasının ardından, nerede olduklarını ve birbirlerine ne kaldığını anlamaya çalışır. “Şafakta Buluş Benimle”, o sessiz alanda, hatırlamanın ve unutmanın nasıl aynı anda var olabileceğini araştırıyor.

Helen: “Bunu unutacağız
Unutmamamız lazım
İçimize işlemesi lazım, kas hafızası derler ya, onun gibi”

Robyn: “Daha iyi olayım istiyorum
Islak olmak istemiyorum
Titremek istemiyorum
Bu başımıza gelenler hiç olmamış
Evde olmak istiyorum
Seninle”

Zaman kendi üzerine katlanıyor ve anın içi genişliyor.

Devam
Sanki Yaşamışız Gibi

Sanki Yaşamışız Gibi

Her şeyin satıldığı ama hiçbir işe yaramadığı bir nalbur işletir Melahat. Teslimatın olacağı sabah mahalledeki düşmanı Ferda dükkanı Melahat’in başına yıkmasaydı her şey olduğu gibi devam da edecekti. Ama ölmeyecekler. Merak etmeyin. Sanki yaşamış gibi ölüp gitmeyecekler.

“Sanki Yaşamışız Gibi”, erkek-devlet-mafya düzeninin gündelik hayatta kadınlar üzerindeki etkisini bir nalbur dükkanı üzerinden sahneye taşıyor. Tek mekanda geçen hikaye, iki kadının çatışma ve dönüşümünü merkeze alarak, güç ilişkilerinin nasıl şekillendiğini ve nasıl değiştirilebileceğini arıyor.

Devam
N’Olcak Bu Yusuf Umut’un Hali

N’Olcak Bu Yusuf Umut’un Hali

''Ben Yusuf Umut. Genelde böyle söyleyince hangisini kullanıyosun diye soruyolar. Ben ikisini de sevmiyom diyom. O yüzden ikisini de kullanıyom. Dedem demiş illa Yusuf koyun. Peygamber ismi, mübarek olur. Annem de Umut istemiş. İşte Yusuf Umut. Ben olmuşum.’'

Yusuf Umut, tanımlayamadığı ama vaz da geçemediği bir özgürlüğün peşinde kendi yolculuğunu anlatıyor. Acaba bu özgürlük, sınırlarından taşan Yusuf Umut’u en sonunda aradığı ortama yakınlaştırabilecek, onu çekyatların, kuralların, sınırların içinden kurtarabilecek mi?

Bi de buradan soralım;
Ne Olacak bu Yusuf Umut’un Hali?

Devam